Sultanahmet’te 1400 yıllık tarihi bir su sarnıcı üzerinde kurulan Nakkaş Halı, 15 bin parçalık geniş bir el halısı koleksiyonuna sahip. Saray geleneğinin en iddialı temsilcilerinden Nakkaş’ta, antika el dokumaları ve nakkaşhanenin tüm ustalığı gözler önüne seren yeni halılar görmek mümkün. Butiğin en beğenilen koleksiyonlarından olan İstanbul Halıları, eski İstanbul’un resmedildiği değerli ipek halılardan oluşuyor. Farklı ebatlarda duvar halıları, 4700 TL- 19 Bin TL arasında değişen fiyatlarla sunuluyor.
Boğaziçi
İstanbul, 2500 yılı aşan bir geçmişe
sahip. Roma, Bizans ve Osmanlı’ya başkent olmuş şehirde 120’den fazla
imparator hüküm sürmüş. İki denizi buluşturan şehir, Asya ve Avrupa
kıtalarını da birbirine bağlıyor. İki dinin merkezi konumundaki
İstanbul’un bu zenginliği, kente farklı kültürel özellikler ve mimari
yapılar kazandırıyor. Kent silüetinin en güzel göründüğü yerlerden olan
Boğaziçi, antik dünyada Bosphorus ( İnek geçidi) olarak anılmıştır.
Tarihi şehrin en güzel manzarasının aktarıldığı ipek halılarda, camiler, balıkçı tekneleri, ticaret gemileri Türk minyatür sanatının çizim tekniklerinden yararlanılarak resmedildi. Boğaziçi’nden bu güzel manzara şehrin güzelliğine olduğu kadar Boğaz’daki ticarete, işlevselliğe de vurgu yapıyor.
(0.47x1.00 metrekare ebatlarında, fiyatı 17 Bin TL)
Kız Kulesi
Şarkılardan filmlere, şiirlerden
tablolara, sanatın her dalına taşınmış, İstanbul’un akla ilk gelen
simgelerinden Kız Kulesi, neredeyse kente dair tüm fotoğraf karelerinde
boy gösteren, efsanesi dillere dolanmış bir yapı. Bizans
imparatorlarından birinin çok sevdiği bir kızı vardır. Kahinler bu kızın
bir yılan tarafından sokulup öldürüleceğini bildirince denizin ortasına
bir kule yaptırılır. Bu kulede yaşayan kız, birgün meyve sepetinden
çıkan bir yılan tarafından öldürülür.
Bunun gibi pek çok efsanesi olan kulenin gerçek öyküsü, Atinalı komutan Alkibiades’in, denizin ortasında bir karakol kurmasıyla başlar. Atina’nın Sparta’yı yenmesiyle Boğaz çıkışını denetlemek için yapılmıştır. 12. y.y.’da Bizans İmparatoru 1.Manuel buraya bir kule yaptırmıştır. Fatih’in İstanbul’u almasından sonra kule yenilenmiş, Osmanlı döneminde kule, fener ve cezaevi gibi çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Kız Kulesi, Boğaz’ın güvenliği tarafından önemli görülmüş, bugünkü şeklini Nevşehirli Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır.
İstanbul’un efsane olmuş bu tarihi kulesi, ipek halılara dokunurken, kentin ve denizin güzelliği de resmedilmiştir.
(0.32x0.44 metrekare ebatlarında, fiyatı 19 Bin TL)
Ortaköy
Osmanlı’da Lale Devri, ihtişamlı bir
dönem olarak kentin mimari dokusunu da etkilemiştir. 17.y.y’da
Boğaziçi’nin kırsal yapısından sıyırıldığı görülür. Yalılar ve köşkler
bu dönemlerde yaptırılmıştır. Yalı, su kıyısındaki büyük görkemli evdir.
Bu yalılarda zengin aileler sadece yazları yaşamışlardır. Alt gelir
grupları ise köylerde yaşamıştır. Halıda resmedilen manzarada, cami,
yalılar ve saltanat kayıkları görülmekte. Osmanlı döneminde Boğaziçi’nde
yaşayan saray eşrafı cami ziyaretlerini ve gezilerini bu saltanat
kayıkları ile yaparmış. Çok sayıda kürekçi olmasının sebebi ise
denizdeki güçlü akıntılar.
(0.76x0.61 metrekare ebatlarında, fiyatı 4700 TL)
Galata Kulesi
Bizans İmparatoru Anastasius
tarafından fener kulesi olarak inşa edilen yapı, Cenevizlilerin
idaresine geçince İsa Kulesi adını almıştır. Fatih’in İstanbul’u
fethiyle Osmanlılar’a geçen yapı bir dönem zindan olarak kullanılmış
sonra yangın kulesi olarak hizmet vermiştir. 17. y.y.’da Hezarfen Ahmet
Çelebi, kollarına taktığı kanatlarla Galata Kulesi’nden havalanıp
Üsküdar’a kadar uçmayı başarmıştır. İpek halıda Galata Kulesi ve
Hezarfen Ahmet Çelebi’nin uçuşu resmedilmiş, tarihi doku ve bu önemli
uçuş halıya dokunmuştur.
(0.74x0.57 metrekare ebatlarında, fiyatı 12 Bin TL)
Kahvehane
Yabancı konukların Turkish Starbukcs
olarak yorumladığı bu özel halı, Osmanlı döneminin kıraathanelerini
resmetmektedir. Okuma yeri anlamına gelen kıraathane, çay ve kahve
içilerek, gazete ve dergilerin okunduğu yapılardır. Dönemin
entelektüellerini, yazar ve şairlerini buluşturan kıraathanelerde,
devlet meseleleri konuşulur, şiirler okunurdu. İstanbul’da ilk kahvehane
şehrin ticaret merkezi Tahtakale’de açılmış ve sosyal hayatın önemli
bir parçası olarak yaygınlaşmıştır. Mahalle kahveleri, esnaf kahveleri,
yeniçeri kahveleri, tulumbacı kahveleri, aşık kahveleri, meddah
kahveleri hatta seyyar kahveler bile hizmet vermiştir. Nargilelerin
içildiği, arka planda Boğaziçi manzarasının dokunduğu halı hem şehrin
güzelliğini hem kahve ve kahvehane kültürümüzü yansıtıyor.
(0.57x1.27 metrekare ebatlarında, fiyatı 16 Bin TL)


